ZENNE VE ÇEKMECELER FİLMLERİNİN YÖNETMENLERİ CANER ALPER VE MEHMET BİNAY GZONE’A KONUŞTU

6 Mart’ta gösterime giren Çekmeceler’i izlerken bir ara dedik ki, herhalde bu bir Fransız filmi. Ne de olsa Türk sinemasında böyle cesur çıkışlara pek alışkın değiliz.

“Cesur çıkış” derken kadın özgürlüğünü kastediyoruz. Kadın cinselliği ve özgürlüğü ilgili Atıf Yılmaz’dan bu yana bu coğrafyanın sinemasında pek güçlü sözler sarf edilmediği aşikâr.

Belki de bu yüzden halen Özgecan Aslan’lar için kahrolmak zorunda bırakılıyoruz. İki bacak arasındaki namus kavramının çocuklukta yaşatılan travmalarla kadınlara empoze edilmeye çalışıldığı ve bu namusu, sadece abi veya baba değil tüm erkeklerin korumasının ezberletildiği bir dünyaya birkaç beden büyük bir film Çekmeceler. İyi ki öyle.

GZONE dergi olarak kadın özgürlüğünün, LGBT’lerin de özgürleşmesinde önemli bir yer tuttuğunu hatta belki de ön koşullardan biri olduğunu düşündük ve “Zenne” filminin yönetmenleri Mehmet Binay ve Caner Alper yeni filmleri ÇEKMECELER’i ve LGBTİ dünyasını konuştuk.

Röportaj: Murat Renay
Fotoğraflar: Serkan Durmuşoğlu 


BU RÖPORTAJ GZONE DERGİ MART 2015 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR

-Yeni film “Çekmeceler”, bütünüyle bakıldığında erkeklerin hakim olduğu bu eril dünyaya tepki olarak atılmış bir çığlık gibi. Özellikle Özgecan Aslan cinayetinden sonra da seslerini yükselten tüm kadınlara hediye edilmiş bir film belki de. Zenne’de de işlenmesi bıçak sırtı olan bir konuyu ele almıştınız, bu filmde de öyle. İki filmin benzeşen en önemli özelliği belki de bu. Çekmeceler’in konusunu neyden esinlenerek oluşturdunuz?

Caner Alper: Çekmeceler kimliklerini saklı tuttuğumuz gerçek kahraman ve hikayelerden esinlenerek oluşturduğumuz bir film. Toplumun entellektüel ve sosyal seviye olarak üst diliminde yer alan, Shakespeare, Chehov yorumlayan bir aktör baba ile yine oyuncu annenin çocuğu Deniz’in 25 yıllık hayatını anlatıyoruz. Kesite o üst noktadan baktığınızda bile toplumda namus algısının ne kadar düşük seviyelerde olduğunu fark edebiliyorsunuz.

-18 yaşından küçüklere yasak olan Çekmeceler filmi, yer yer sert bir film fakat özellikle Türk sinemasında neredeyse Atıf Yılmaz filmlerinden beri işlenmeyen bir cesaretle kadın cinselliğini cüretkar şekilde işliyor. Bu yüzden sizce kimilerini kızdıracak mı dersiniz?

Caner Alper: Aile kurumunun saflığına ve koşulsuz gerekliliğine inanan, ona laf söyletmekten kaçınan, bu topraklarda binyıllardır süregelen erkekliği kilitli çekmecesinde saklayan, ona saygı bekleyen herkesi kızdıracak. ‘İki pervers gey’in yaptığı bir filmi seyretmeden klavyesinin başında kahramanlık yapmaktan hoşlanan herkesi bir süre oyalayacak.

Mehmet Binay: Kitleyi düşünerek film yapmak oldukça zor bir şey. Onun için bir şeyi yaratırken önce olduğunca özgür olmaya çalışıyor insan. Biz bu sebeple projelerimizi bitirene kadar kimseye anlatmıyor, basınla paylaşmıyoruz. Çünkü toplumla paylaşınca etkileşim devreye giriyor ve otosansüre başlıyorsunuz. Oysa sanatçılar mümkün olduğunca özgür olmalılar bir projeyi yaratırken. Çekmeceler’de hiçbir şeyden korkmadan sonuna kadar gittik.

-Filmde özellikle başrol oyuncusu Ece Dizdar’ın parladığını görüyoruz. Genç bir kadın oyuncu için hem cüretkar hem de oynaması zor bir rol olarak görülebilir. Ece Dizdar’la yollarınız nasıl kesişti ve neden Deniz rolünü ona emanet ettiniz?

Caner Alper: Biz özellikle hikayenin yara almaması için sinema ya da televizyonlarda ün kazanmış oyuncularla çalışmaktan kaçındık her iki filmimizde de. Tiyatro oyunlarını seyrediyor onlar arasından seçiyor, aylarca hiç bıkmadan usanmadan prova yapacak, her senaryo versiyonunu okuyacak, üzerine düşünecek, zeki ve cesur oyuncular arıyoruz. Ece’nin DOT tiyatrosundaki oyunları seyretmiş ve gerçek kahramana fiziki benzerliklerinden dolayı bu rolü ta en baştan ona emanet edebileceğimizi hissetmiştik.

“BASKICI BABA” ROLÜNÜ TEKLİF ETTİĞİMİZ BÜYÜK OYUNCULARDAN SES ÇIKMADI

-Tilbe Saran’ı Zenne’dekinden daha büyük bir rolde görmek çok keyifliydi. Ve Nilüfer Açıkalın. Bence filmin gizli yıldızı. Bakışlarıyla, mümkün olduğu kadar ekonomik oynayarak izleyiciyi muazzam şekilde duygulandırmayı başarmış. Bu oyuncular ve onların dışında filmin kastını oluştururken nelere dikkat ettiniz? Çünkü neredeyse bütün roller köşeleri olan karakterler…

Caner Alper: Çok haklısınız. Yine en baştan beri Tilbe Saran’ın anne Saadet’i oynayacağı belliydi çünkü Zenne’de onunla çalışmaya doyamamıştık. Zaten tiyatro tutkunu olduğum için Tilbe benim için rüya oyuncuydu. Nilüfer Açıkalın, Ayşe rolü için görüştüğümüz 6 oyuncudan biriydi ama görüşmeye geldiği anda aradığımız oyuncunun o olduğuna hemen inanmıştık. Nilüfer, hamur gibi, kendini yönetmenine teslim eden bir oyuncu. Sette gözü sürekli bizdeydi. Uzaktan dahi olsa, ‘Oldu’ işaretini alıncaya kadar rolünü arıyor, kendini tutuyordu. Taner Birsel’e baba Ayhan rolünü teklif etme cesaretimiz yoktu zira bu rolü teklif ettiğimiz bir kaç ‘büyük’ oyuncudan ses, seda çıkmadı. Taner’e senaryoyu verdikten tam 24 saat sonra telefon geldi. Senaryoya bayılmış, endişelerle dolu da olsa Ayhan rolünü istiyordu. 2012 Eylül’ünde diğer karakterleri tek tek seçmek için büyük bir seçim yaptık. Audition vermek istemeyen, verdiğimiz metni sahneye çıkıp oynamaktan çekinen, gocunan hiçbir oyuncuyla çalışmamız mümkün değildi. Pınar Töre, Tuğrul Tülek, Hakan Çimenser ve daha niceleri bu seçmelerden sonra karakterleriyle zaman geçirmeye başladılar.

EŞCİNSELLERİN VE KADINLARIN TOPLUM İÇİNDE YÜKSELİŞİ ANCAK BİRBİRİNE BAĞLI OLARAK GERÇEKLEŞECEK

– Eşcinsel yönetmenler olarak Çekmeceler gibi bir film ürettiğiniz için, Türkiye’de ve dünyada kadın özgürlüğünün, cinsel yönelim-LGBT’lerin özgürlüklerinin ön koşulu olarak görülebileceğini düşündüğünüzü seziyorum. Yanılıyor muyum? Sizce bu iki kavram birbirine yakın mı?

Caner Alper: Kesinlikle çok haklısınız. Cinsel yönelimler-LGBT özgürlükleri ve kadın özgürlüğü birbirine sıkı sıkıya bağlı. Bunun için pek çok üniversitede araştırma kürsüleri bir arada. Eşcinsellerin ve kadınların toplum içinde yükselişi ancak birbirine bağlı olarak gerçekleşecek.

Mehmet Binay: Zenne filmini yaptığımız süreçte gördük ki, bize ve LGBT meselelerine en çok kadınlar sahip çıkıyor. Hafta içi 11:00 seansına topluca gidip sonra da tartışan kadın grupları vardı. Öte yandan medyada kadın yazar ve haberciler dört elle sarıldılar LGBT meselesine. Onun için sinemamızda çoğu zaman unutulan kadın rolleri ve hikayelerini anlatmak bizim için büyük keyif oldu. Geyler zaten kadınlara bayılır, bu denli etraflı ve çarpıcı kadın karakterler yaratmak da ayrı bir zevkti filmde.

-Filmde eşcinsel karakterlerin yanı sıra, Seyhan Arman’ın da şarkı söylediği sahneler yer alıyor. Yani LGBT dünyası da filmin renkleri arasında. Her filminizde bu notalar olacak mı?

Caner Alper: Elbette olacak! Hatta tüm ‘homofobik’ karakter kullanımı eleştirilerine rağmen olacak. Kimi sinema eleştirmenleri, efemine karakterlerin varlığını, kolaya kaçma, bayağı olarak görseler bile, bu konudaki tavrımız net. Toplum içine, kıyafetiyle, saçı-başıyla, konuşmasıyla, nüktedanlığıyla, renkli, eğlenceli eşcinsel karakterlerini sindirinceye, transfobiyi içinden söküp atıncaya kadar onlara yer vereceğiz. Eşcinsel karakteri şahsiyetsiz, iki yüzlü, sahtekar, ahlaksız yapmamız, onları gülme malzemesi olarak kullanmamız elbette düşünülemez. İki eşcinsel karakter yer alacaksa biri mutlaka diğerine göre daha renkli, daha ‘gey’ olacak.

Seyhan Arman 90’lı yıllarda moda olan bir meyhanede şarkıcı olarak yer aldı, Nazan Öncel’den iki şarkı söyledi. Çok da harika oldu, nefes aldırdı, filmin en sert ve şok edici sahnesinden hemen sonrasını rahatlattı. Keşke daha uzun bir rolü olabilseydi. Bir dahaki sefere, inşallah…

Mehmet Binay: Seyhan bir sonraki filmde kurtulamazsınız benden, yine varım diyor sürekli. Şaka bir yana Seyhan’la çalışmak büyük keyifti. Onu bir sonraki filmimizde de izleyeceksiniz diye düşünüyorum. Aklımızda çarpıcı bir LGBT hikayesi daha var. Daha yapacak çok film var. Şimdiden 3 tane senaryo var daimi geliştirdiğimiz. Bunlar için hem zaman hem de finansman gerekli. Yavaş yavaş yapmayı ümit ediyoruz.

 

-Türkiye Sinemasında eşcinsel bireyleri anlatan nadir filmlerden olan “Zenne”yi ortaya koydunuz. Sizi bu filmi oluşturmaya ne itmişti ve filmi ortaya çıkardıktan sonra gelen tepkiler beklediğiniz gibi miydi? Gösterilen ilgiden memnun muydunuz? Sizleri hayal kırıklığına uğratan şeyler oldu mu? Özellikle LGBT bireylerin filmi yeterince sahiplendiğini düşünüyor musunuz?

Caner Alper: Zenne’yi bir sinema filmi olarak yapıp Ahmet’in hikayesini kitlelere ulaştırma çabasındaydık ve aslında deneyimli değildik. Antalya Altın Portakal film festivalinde dakikalarca ayakta alkışlanıp 5 ödülle ayrıldıktan vizyona girinceye kadarki aylarda medyada sıkça yer aldık, konu olduk. Gazetelerde yazıldık, televizyon programlarına davet edildik. Sırf bu sebeplerle bile Zenne bizi çok heyecanlandırdı, meşgul etti. Ardından vizyona girdi, halka yayıldı ve asıl o zaman gürültüler çıkmaya, doğu-batı eleştirileri almaya, seccadeden damlayan kan öfkeye dönüşmeye, sinematografik değer tartışmaları yapılmaya başlandı. Bunları hem günü gününe okuyor hem de şaşırıyorduk. Çünkü popüler bir iş yaptığınız ya da istemeden bile olsa gündeme oturduğunuzda pek çok ses duymaya, hem beslenmeye hem de zehirlenmeye başlıyorsunuz. LGBT bireylerinin bir kısmı beğendi, bir kısmı nefret etti. Bir kısmı bu işi ve kendimizi ortaya koymamızı değerli bulurken diğer bir kısmı bundan çeşitli sebeplerle rahatsız oldu. Ama daha ilginç bir şey anlatmak isterim: Filmin vizyona girmesinin üzerinden altı ay kadar geçmişti. Elimde Ahmet Yıldız ‘Katilimi Bulun’ resimli pankartıyla İstanbul Onur Yürüyüşündeydim. Yanıma altmışlarında bir kadın geldi, omzuma dokundu ve ‘Bu o filmdeki çocuğun gerçeği mi?’ diye sordu. Evet, dedim. Üzgün bir şekilde başını öne eğdi ve gitti. Ne LGBT eleştirileri ne de dünya festivallerinden gelen 30’a yakın ödül, o an hepsi silinmişti.

Mehmet Binay: İnsan en çok da benzerini beğenmez. Geyler ve LGBT bireyler olarak birbirimize karşı acımasız davranıyoruz ama ben bu özelliğimizi seviyorum çünkü bu bizleri daha güçlü ve özel hale getiriyor. Birbirimizi sürekli alkışlasak dünya üzerindeki bunca değerli gey sanatçı, oyuncu, müzisyen, senarist, bilim adamı ve daha niceleri bu kadar başarılı olmazlardı. Eleştiriye devam diyorum.

 

LGBT BİREYLER HER ŞEYE VE HERKESE KOLAY İKNA OLMUYOR

-Türkiye’de, dünyanın gelişmiş ülkelerinde olduğu gibi bir gey lobisi veya geylerin belli alanlarda birbirlerine pozitif ayrımcılık yaptıklarını düşünüyor musunuz?

Caner Alper: Bir önceki sorunuzda bunun aslında olmadığını siz de söylüyorsunuz. Gey camiasında homojen bir lobinin oluşması mümkün değil. Olsaydı bügün toplumda çok daha saygın bir yerde olurduk zaten. LGBT bireyler her şeye ve herkese kolay ikna olmuyor. Çok sorguluyor, burnu iyi koku alıyor. İyiyi destekliyor, vasata burun kıvırıyor. Koşulsuz pozitif ayrımcılık yaptıklarına inanmıyorum.

Mehmet Binay: Gey lobisi o anlamda yok ama gey olmak dünyada çok kolay iletişim kurmayı da mümkün kılıyor. Her yıl zamanımızın bir kısmını Los Angeles’ta geçiriyoruz oradaki sektörle tanışmak ve yaratıcı süreçte Türkiye’den uzak kalıp yazabilmek için. Hızla arkadaşlıklar kuruyor, partilere davet alıyor, sektör toplantılarına çağrılıyoruz. Bu anlamda sinema sektöründeki geyler birbirine çok sahip çıkıyor. Bir sonraki filmimizin görüntü yönetmeni gey bir Oscar akademisi üyesi. Hem çok iyi arkadaşız hem de yaratıcı süreçte sette çok iyi çalışabileceğimize inanıyoruz. Yaşasın gökkuşağı!

-Çekmeceler sonrasındaki planlarınız neler?

Caner Alper: Ne yazık ki gelecek projelerimden bahsetmek istemiyorum. Çok bilindik bir oyuncuya yan rollerden biri için bir performans videosu göndermesini istemiştik. Karakter fikrini çok ilginç bulmuş olmalı ki, senarist bir arkadaşıyla bu karakteri büyütüp kendileri bir film çektiler. Daha önce de bir yazar arkadaşım romanımı kopyalamış, ben yazdıklarımı düzeltirken o kendi romanının içine yerleştirmiş ve piyasaya çıkarmıştı bile. Dünyada özgün bir şeyler yaratmak yerine kopya çekmeyi kar sayan sanatçılar olduğunu artık öğrenmiş durumdayım. Vizyondan sonra yine çok uzaklara gidip üzerinde çalıştığım 2-3 senaryoyu bitirmek ve uzuuuuuun bir yaz tatili yapmak istiyorum.

Mehmet Binay: Her filmden sonra tabii gerçek hayata adapte olmak zor oluyor. Çünkü boşladığınız onca iş bekliyor sizi. Çalışmak ve hayatımızı kazanmaya geri dönmemiz gerek. Ama sonrasında yine zamanımızın yarısını sinemaya ayırıp senaryolar geliştirip, yaratıcı ve eğlenceli pre-prodüksiyon sürecine gireceğiz. Film yapmanın en keyifli kısmı aslında çekime kadar olan yaratıcı süreç. Yeni oyuncular, sıfırdan yaratılan yeni karakterler, film müziği, bunların hepsi hayatı daha renkli hale getiriyor.

 

BU TOPRAKLARDAKİ LANET OLASI ERKEKLİK TAKINTISI SON BULMALI

-Çekmeceler’in bir film olarak en yüksek seviyede güçlü olduğunu ve bir filmin bir şeyleri etkin olarak değiştirdiğini düşünseydiniz, filminizin Türkiye’de ve Dünya’da neyi değiştirmesini amaçlardınız?

Caner Alper: Bu topraklarda var olan lanet olası erkeklik takıntısının son bulmasını isterdim. Ev içlerine, aile hayatına, yaşa, cinse ve cinsel yönelime bakılmaksızın, demokrasinin gelmesini amaçlardım. Biliyorum, çok romantiğim. Ne mutlu ki eşcinselim ve bu hayalleri içimde barındırabiliyorum.

Mehmet Binay: Ben kurgu dünyadaki gerçek yanılsamasını çok seviyorum, sahneleri siz belirliyorsunuz, istediğiniz anda müzik giriyor, karakterler değişiyor, hayat bambaşka bir şekilde devam ediyor. Ve kurduğunuz bu dünya eğer başarılıysa insanlarda değişim yaratıyor. Birkaç insanda da olsa önyargıları kırabildiğimize inanıyorum. Ama tabii onlar da bizler gibi toplumun azınlık üyeleri. Çoğunluğun acımasız, baskıcı, yok edici bir güç olduğunu biliyorum. Yaşasın azınlık olmak diyorum hep kendime!